
Çoook uzaklarda Lombok ve Gili adaları. 7 sene önce ilk gittiğimde “Bu nasıl bir yer? Cennet simülasyonu gibi.” düşünceler geçmişti içimden. Hala aynı. Yerleşim biraz daha artsa da, bizim mevcudumuza 2 kişi daha katılmış olsa da dünyanın ıpıssız, el değmemiş,ihtişamlı, doğal güzelliklerine tekrar şahitlik etmek yine aynı şeyi söyletti: ” Allahım çok güzelsin, çok güzel yaratmışsın, bunları bana gösterdiğin için çok teşekkür ederim. ”

Okyanus kelimesi telaffuz edilince bile ağzı doldurur ya hani, büyüklüğü, uçsuz bucaksızlığı, enginliği simgeler. İşte tam da öyle. Denizin altında kendi aleminde süzüle süzüle yaşayan , her biri ayrı renkte,şekilde ve özellikte türlü türlü canlılar, üstünde buna şahitlik etmeye dünyanın her yerinden gelen insanlar, rızık için üstünde gezinen tekneler, sıra sıra adalar ve daha niceleri. Okyanus adeta bir anne gibi; kapsayıcı, merhametli, dayanıklı, sevgi dolu..

Adalarda hayat yavaş akıyor. Zaman kavramımız, zaman algımız ne kadar da farklı. Bizim gündelik işlerimize bir gün yetmezken ,orada günü bitirip dinlenmeye çekildiğinde vakit akşam namazını biraz geçmiş oluyor. Büyük, zamanın hızlı aktığı bir şehirden oralara gittiğinde yemeği yavaş getiren garsonu, arabayı yavaş kullanan şoförü hızlansın diye şöyle arkadan bir ittiresin geliyor, sonra zihninden geçen düşünceler :”Onların zamanla yarışları yok, doğayla iç içe yaşıyorlar ,doğada her şey yavaş aktığı için doğayla uyumlanıyorlar. Yavaş yaşamak aslında hissede hissede yaşamak. Ne mutlu acısıyla tatlısıyla ânı sindirerek yaşayıp zamanını bereketlendirenlere!”
Maddi olarak ferah , alım gücü yüksek, dünyevi imkanlara erişimi kolay olup kalbi olarak sükunete erişemeyen, dertler deryasında yüzen insanların çoğunlukta olduğu günümüz dünyasında az ile kanaat eden, olandan razı olan ,her şeye rağmen tebessüm eden insanlar görmek beni her defasında etkiliyor. Burada da böyle insanlara rastladım. Camide namazdan sonra rahat bir pozisyona geçip dakikalarca dua ettiler. İmam eşliğinde uzun uzun tesbih çektiler. Barakalarda yaşıyorlardı ama şükürleri boldu . Her türlü imkana sahip olup yine de şikayet eden bizlere ders olsun bu da..

Doğa ile çok iç içe yaşadıkları için problemlere çözümleri de doğanın içinden oluyor. Otel resepsiyonuna güneş yanığı için kreminiz var mı diye sorduğumuzda bahçeden iki dal aloe vera koparıp içindeki jeli sürmemizi söylediklerinde çok hoşuma gitti. Bir de topladıkları hindistan cevizinden çıkardıkları yağı sundular şifa için. Her şeyin ilacı doğada var ve organik yaşamak için yaratılmışken kimyasallarla hayatta kalmaya çalışan, fıtratı bozan bizler bir de hastalıklar arttı diye sızlanıp duruyoruz.

Şehir merkezinde İslamic Center ‘ı ziyaret ettik. Başka ülkelerde cami, mescid , medrese, islamic center vs görünce oradakilere sarılasım geliyor, kendimi evimde gibi hissediyorum. Dünyanın neresinde olursan ol İslam’ın bizi bir araya getirmesi, aynı kıbleye dönmek,aynı Rabbe kul olmak muhteşem bir duygu.



Deniz altının renkli dünyasını da göstermek isterdim fakat su altı kamera çalışmadı.
Son olarak bahsetmek istediğim şu ki ; gittiğimiz mesafe çok uzundu, küçük çocuklarımız vardı, yükümüz ağırdı:) Kolay bir yolculuk olmadı fakat nasip olduysa bir hikmeti vardı. Doğanın kanunuydu ki zahmetten sonra rahmet gelirdi. Yolculuğun zahmetini çekilir kılan güzellikler vardı. Öyleyse rahmeti istediğimiz kadar zahmete de razı olmalı ki; acıdan boğuluyor olsak da bize nefes olacak bir ada karşımıza çıkacaktır. Selam ve dua ile…
Yorum bırakın