Son zamanlarda üzerinde düşündüğüm, aklıma sıkça gelen bir kavram var : “Samimiyet”
Samimiyet kelimesi ; bir şeyin en içi, özü anlamına gelen Arapça “Samim” kökünden geliyor. Yani aslında yaratılış amacın ne ise, özün neye uygunsa ona göre hareket etmek. Arının özünde bal üretmek vardır, ağacın özünde oksijeni dengelemek. İnsan ise bu dünyada gereğince kulluk etmek için vardır. Kodlanması bu yöndedir, yaratılış maksadı budur. Bir arının kuş gibi davranması nasıl bir samimiyetsizlik örneği olacaksa, insanın yaratılış amacına uygun davranmaması da öyle samimiyetsiz olacaktır.


    Günümüzde, cansızlar da dahil tüm varlıkların, insandan daha samimi olduklarını düşünüyorum. Hayatım boyunca bir sehpanın, yerlerin süpürülmesinde kullanılmaya meylettiğine tanıklık etmedim. Vazifesi ne ise, üretildiğinden beri onu yapıyor. Güneş, ona emredildiği gibi sabah doğup akşam batıyor. Kuşlar sabahın seherinde ötüşerek rızıklarını topluyor, ekosistemde dengeyi sağlıyor, bulutlar gökyüzünden yağmurları indiriyor.Gemiler ne için kullanılması murad edildiyse ona uygun olarak denizde süzülüyor. Hepsi özüne uygun hareket ediyor .


   Gelelim insanoğlu ve samimiyet meselesine. İnsan olarak samimi olmak, özü sözü , içi dışı bir olmak , kendini tanımak ve bilmekten geçiyor. “Kendini bilen Rabbini bilir.” sözü de bu noktaya temas ediyor. Benliğimizin üzerine yüklenen onlarca anlamsız kelime, kavram, tanımlama, ideal, fikir,duygu vs den sıyrılıp arındığımızda ,kendimizin katışıksız, saf varoluşunu tanıdığımızda, kendiliğimizin gerçek hali ile barıştığımızda samimiyete giden yollar birer birer açılıyor.


   Günümüz modern dünyası, kendimizin kendimizle baş başa kalıp kendini bulmasını engelleme adına adeta savaş veriyor. Kiminle iletişim kuracağımızı sosyal medya, zamanımızı nasıl değerlendireceğimizi internet dünyası, dikkatimizi neye yönlendireceğimizi dijital uyarılar ve bildirimler belirliyor. Bunların da ötesinde sahte kıyaslar, sahte başarılar, sahte amaçlar ,sahte problem ve çözümler türedi. ‘Öz’ den, samimiyetten, gerçeklikten uzaklaştığımız ölçüde sahtelikler denizinde çırpınıp duruyoruz; ne adamakıllı yüzebiliyoruz , ne de karaya çıkabiliyoruz.


     ‘Öz’’e dönmek her şeyden önce insan olmaklığımızı hatırlamakla başlar. Yoktuk, Allah yeryüzünde düzeni koruyacak, kendisini temsil edecek , şeref bakımından üstün, meleklerin secdesine layık biz insanları yarattı. ‘Halife’yiz ama nefis taşıyoruz, hataya meyilliyiz, bu yüzden imtihan sorumluluğu yükledi. Yeryüzünün halifeleri olarak hatalarımızla, tevbelerimizle,düşmelerimizle ,kalkmalarımızla, hem acziyetimizin hem şerefimizin farkında, daima hakikat arayışında kulluk yaparak Allah’ın dinini yüceltmek ve en nihayetinde  O’na ve O’nun bize vadettiği sonsuz ikramlara kavuşmaktır bana göre insanın özü. Samimiyet buna uygun yaşamaktır.


   Modern dünya, modern köleler yetiştirmek için insana özünü unutturmak istiyor. Bu gerçeği fark edip öze dönmeye çalışacağız. Ben kimim? Ne için yaratıldım? Yaptıklarım neye hizmet ediyor? Hayatımda bana zarar veren şeyler neler? Hangi yöne doğru gitmeliyim? Nelerden vazgeçmeliyim? Özüme ulaşmak için benim sorduğum sorulardan bazıları. Sizin sorularınız neler?

Posted in

Yorum bırakın