SAMİMİYET ÜZERİNE


   Son zamanlarda zihnimde sıkça dolaşan bir kavram var: samimiyet.

Samimiyet kelimesi, Arapçada “bir şeyin en içi, özü” anlamına gelen “samim” kökünden gelir. Belki de bu yüzden samimiyet, yalnızca doğru sözlü olmak ya da içten davranmak değildir; insanın özüyle uyum içinde yaşayabilmesidir.

Her varlık yaratılışına uygun bir görevle dünyadadır. Arı bal üretir, ağaç meyve verir ve oksijen üretimine katkı sağlar. Güneş her gün doğar, bulutlar yağmuru taşır, kuşlar rızıkları için çabalar. Hiçbiri kendisine verilen vazifeden başka bir role özenmez.

İnsan ise diğer varlıklardan farklı olarak seçim yapabilme iradesine sahiptir. Belki de bu yüzden samimiyet, insan için daha derin bir anlam taşır. Çünkü insan, yaratılış amacına uygun da yaşayabilir, ondan uzaklaşmayı da tercih edebilir.

Bana göre samimiyet; insanın özüyle, sözüyle ve davranışlarıyla uyum içinde olmasıdır. Bunun yolu da önce kendini tanımaktan geçer. Üzerimize zamanla yapışan etiketleri, beklentileri, kıyasları ve başkalarının bize yüklediği kimlikleri fark ettikçe, özümüze biraz daha yaklaşırız.

“Kendini bilen Rabbini bilir.” sözü de belki tam olarak buna işaret eder. İnsan kendisini tanıdıkça, yaratılış gayesini de daha iyi anlamaya başlar.

Modern dünya ise çoğu zaman bunun tam tersini teşvik ediyor. Sosyal medya neyi önemsememiz gerektiğini söylüyor, dijital bildirimler dikkatimizi sürekli başka yöne çekiyor, başkalarının hayatlarını kendi hayatımızla kıyaslamamıza neden oluyor. Gerçek ihtiyaçlarımızın yerini, çoğu zaman bize ait olmayan hedefler alıyor.

Böyle olunca da özümüzden uzaklaşıyor; sahte başarıların, sahte ihtiyaçların ve bitmek bilmeyen kıyasların içinde kaybolabiliyoruz.

Benim için öze dönmek, önce insan olduğumu hatırlamak demek. Hataları olan, yanılan ama aynı zamanda tövbe edebilen, yeniden başlayabilen bir insan… İslam’ın insana yüklediği halifelik sorumluluğunu, acziyetini unutmadan taşımaya çalışan bir kul…

Samimiyet de belki tam burada başlıyor: Kim olduğumuzu, ne için yaratıldığımızı ve hayatımızı neyin yönlendirdiğini dürüstçe sorgulayabildiğimiz yerde.

Kendime zaman zaman şu soruları soruyorum:

  • Ben kimim?
  • Ne için yaratıldım?
  • Hayatım gerçekten neye hizmet ediyor?
  • Bana iyi gelmeyen ama sürdürdüğüm alışkanlıklar neler?
  • Vazgeçmem gereken şeyler neler?
  • Bugün attığım adımlar beni özüme yaklaştırıyor mu?

Belki samimiyet, bu soruların hepsine hemen cevap bulmak değil; onları sormaktan vazgeçmemektir.

Peki siz, kendinize en son hangi soruyu sordunuz?
  

Yorum bırakın